Skip to main content
×
Şişli Terapi Enstitüsü
BLOG-BG-HIGH
Home » Freud » Savunma Mekanizmaları II

Savunma Mekanizmaları II

Savunma-duzenekleri-mekanizmalari-e1512247512851

Savunma Mekanizmaları Nedir? Tümgüçlü Kontrol Nedir? Aşırı İdealizasyon ve Değersizleştirme Nedir? Yansıtma, İçe Atma, Yansıtmalı Özdeşim Nedir?

Tümgüçlü Kontrol

Etrafımızda gerçekleşen durumların sürekli kendi lehimize olduğunu düşünmemiz bebeklik çağlarından gelmektedir. Yeni doğan bir bebek kendisi ile dış dünya ayrımını yapamaz ve etrafında olan durumların her birinin kendi isteği, arzusu neticesinde gerçekleştiğine inanır. Örneğin ; karnı acıkan bir bebek düşünürsek, bakım veren kişinin onu beslemesinin ardından bunun kendi istediği için gerçekleşen, tarifi olamayacak kadar sihirli bir durum olduğuna inanır. Buna dil öncesi deneyimde diyebilmekteyiz.

Tecrübe ettiğimiz durum yaşımız ilerledikçe üç evrede gelişimini tamamlamaktadır. İlk bebeklikte yaşanan tümgüçlü kontrol sağlama hissidir. İkinci olarak dünya ve kendilik algısını anlamaya başladığımızda ikincil tümgüçlülük dediğimiz, bize bakım veren kişilere bunu atfetmektir. Bu durumda onların dünyayı değiştirebilecek birer kahraman olduğuna inanırız. Zamanla bu durumun da pek mümkün olmadığını acı bir şekilde deneyimleyerek son evreye geçeriz. Bu evrede ise kimsenin bu denli güçlü olmadığı bir dünyada olduğumuzu fark etmemiz ile son bulur. Bu evrelerin geçişini düzgün bir şekilde yapabilmek önemlidir zira ileriki yaşlarda da tümgüçlü evresinin ilk kesitindeki kalıntıları görebilmemiz mümkündür. Şanslı olduğumuz bir günde aldığımız bir piyango biletinden para kazanmak insana çok tatlı bir zafer duygusu hissettirse de bahsettiğimiz kalıntılar çok daha ciddidir.

Etrafındakileri kontrol edebilen ve bunu başardıkça da devam eden kişilerde bu mekanizmayı görebilmek muhtemeldir. Bu kişilerin siyasetçi, gizli bir takımın lideri ya da orduları yöneten bir komutan olarak görmemiz mümkündür. Bu durumun doğru yönde gelişmesi ve gerçeklik algımızın oluşması için bahsettiğim üç evreden geçmek gerekmektedir.

Aşırı İdealizasyon ve Değersizleştirme

Çocukluğumuzda anne ve babalarımızın bizi her türlü kötülükten koruyabileceklerini düşünürüz. Şartlar uygun olmadığında ve isteklerimiz gerçekleşemeyince de onlara kızabiliriz. Bunun başta gelen nedenlerinden biri, kendi çabalarımızla gerçekleştirmesi mümkün olmayan durumları kabullenişimiz ve bir çıkış yolu olarak bulabildiğimiz şey, onların her koşulda istedikleri durumu gerçekleştirebilmelerine dair inancımızdır. Onların bitmeyen paraları, havanın ısısını değiştirecek güçleri, istediğimiz her oyuncağı alacak imkanı vardır fakat bizden esirgediklerini zannederiz. Bu sadece çocukluk çağlarında karşılaştığımız bir durum değildir.

Temel bilgileri öğrenmeye başladıkça bu durum azalır fakat ortadan kalkmaz. Zor zamanlarda bize bir çıkış kapısı bulan kişilere de aynı şekilde davranırız. Hasta olduğumuz vakitler bu durumla daha çok karşılaşmaktayız, bizi tedavi eden doktorlar sonuca ulaşmışsa alanının en iyileri kabul ederiz. Bir ev yaptırmak istediğimizde sonucu göz zevkimize hitap ettiğinde, o artık bizim için en iyi mimardır. Konuyu ne kadar bilmiyorsak, ne kadar az bir özgürlük alanına sahipsek idealizasyona da o kadar maruz kalıyoruz demektir. Bunun tam tersi oluşan durumlarda mümkündür. Ters giden hatta telafisi olmayan durumlarda kişileri dava edebilir, onların bu meslekten men edilmesini dahi isteriz.

Kusursuzluk bu kişilerin başlıca istekleridir. Sadece etrafında olup biten işlerin değil, kişilerin hatta kendilerinin de kusursuz olmasını isterler. İnsan ilişkileri bu konuda yetersiz olmakla beraber değişken bir yapıya da sahiptir çünkü insanları tanımaya başladığımız an, gözümüzde büyüttüğümüz kadar kusursuz olmadıklarını anlarız. Bu kişilerin sıklıkla eş ve arkadaş değiştirmeleri de muhtemel durumlar arasındadır.

Yansıtma, İçe Atma, Yansıtmalı Özdeşim

Üç mekanizmayı bir arada anlatmamızın sebebi, üçünün de kendi aralarında ilişkisi olmasıdır. İnsan yavrusu acıyı hissedebilmekte fakat bunun içsel mi yoksa dışardan gelen rahatsız edici bir durumdan mı kaynaklandığını ayırt edemez. Onun için önemli olan bu acıyı deneyimlemesi ve bu acının bir an önce geçmesidir. Örnek vermek gerekirse; bebeğe takılan bir bileklik sıkı olduğunda canının yandığını anlar, fakat bunun nereden geldiğini ayırt edemez. Daha açık bir dille söylemek gerekirse yansıtma ve içe atma savunma mekanizmaların birbirinden ayırt edilemeyişinin temelinde bu durum yatmaktadır.

Yansıtma:

Bir insan olarak yeteneklerimiz sınırlıdır ve dil aracılığı ile anlaşırız. Fakat bu insanların zihninden geçenleri değil, onların anlattığı kadarını bilmemize olanak sağlar. Kişiler, duygularını yeteri kadar ifade edemediğinde kendi düşüncelerimizden baz alarak onları anlamaya çalışırız. Birtakım sıkıntılar ya da yanlış anlaşılmalar olduğunda ise bunun bizden değil, dışsal bir kaynaktan dolayı olduğunu düşünürsek bu durumu yansıtma olarak ele alabiliriz. Yansıtma mekanizmasını hayatının her evresinde ya da her durumda tek çare olarak görüp kullanan kişileri paranoid olarak adlandırabiliriz. Kısacası sorun bizden değil, çevremizde olup bitenlerden kaynaklanır.

İçe Atma:

İçe atma mekanizması ise bunun tersi durumlardır. Kişi dışsal bir sorunu içselleştirip, suçu kendinde aramaktadır. Küçük çocuklar ebeveynlerinin kendilerinin yaptığı bir hata sonucu kavga ettiklerini düşünerek, konu ile ilgili bir alakası olmadığı halde suçluluk duymasını bu duruma örnek olarak gösterebiliriz. Bu durum sadece çocukken değil ; tacize, soyguna ve buna benzer durumlara maruz kalan kişilerde de saldırganla özdeşim halinde olduklarını; ‘O saatte orada olmasaydım başıma bunlar gelmezdi.’ şeklindeki yorumlarından anlayabilmekteyiz.

İçe-atmanın gerçekleştiği durumlardan bir diğeri, Freud’un değimiyle: ‘Nesnenin gölgesinin egonun üstüne düştüğü’ tabiriyle de anlayabiliriz. Kişi dışarıdaki bir nesneyi öylesine benimsemiş ve içine atmıştır ki, o nesnenin kaybı kişi için felaket sayılmaktadır. Bu kişiler kendilerini ifade ederken bir diğer nesnenin yardımını almayı da sıklıkla tercih ederler. Örneğin ; O kişinin en yakın arkadaşıyım, onun annesiyim, ben onun kızıyım şeklindeki kendilerini ifade ediş biçimleri adeta gurur kaynağına bürünmüştür. Günlük yaşamda bu nesnelerin yokluğunun düşüncesi bile kişileri huzursuz etmeye yeterli olmuştur.

Yansıtmalı Özdeşim:

Yansıtmalı özdeşimde ise kişiler içsel nesneleri karşı tarafa yansıtmaktadır. Deneyimlerden yola çıkar ve karşıdaki nesneye baskı kurarak onun da deneyimlerindeki gibi olmasına ister, bunun için çaba sarf ederler. Annesi tarafından sevilmediğine inanan bir kişi, bir diğer kişi tarafından sevilmediğine o kadar emindir ki bunu karşı tarafa baskı uygulayarak, çeşitli yollar deneyerek bizzat kişinin de onu sevmediğini söylemesine zorlayabilirler.

 

Şişli Terapi Enstitüsü- İstanbul- Beşiktaş

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *