Skip to main content
×
Şişli Terapi Enstitüsü
BLOG-BG-HIGH
Home » Çocuk Danışmanlığı » Korku Psikolojisi

Korku Psikolojisi

images-14

Neden Korkarız? Psikolog ve Terapistlere Göre Korku Nedir? Korkularımızı ve Fobilerimizi Yenebilir Miyiz?

Korku: Bir Alarm Sistemi

Bir otomobilin ya da evin alarmını düşünün. Bu alarmın normal olarak, kilidin zorlanması ya da yangın durumunda çalışması gerekir. Sadece o anda çalışmalıdır, duyulacak kadar güçlü bir ses olmalıdır ama çevrede panik yaratacak kadar güçlü bir seste olmamalıdır. Dikkat çekecek kadar uzun süreli olmalı daha sonra susmalı ve sorunun sükunet içinde çözülmesini sağlamalıdır.

Psikolog ve terapistlere göre organizmamızda da öksürük refleksi gibi doğal alarm sistemleri vardır. Sigara dumanıyla dolu ya da kirli bir çevrede bulunduğunuzda öksürük nöbetimiz tetikleyecektir. Bu durum, bir bronş spazmının sonucudur. Bronşlarınız daralır ve zehirli madde girişini sınırlar, gırtlağınız büzülerek olası yabancı cisimleri atar. Bu durumda öksürüğünüz yararlıdır; çünkü bu havayı solumaya devam etmeniz halinde bir sorun çıkabileceği konusunda sizi uyarır ve akciğerinizi korur.

Öte yandan, birkaç miligramlık çiçek polenin tetiklediği bir astım krizi yararsız bir alarm tepkisidir; bu polene bağlı bir tehlike söz konusu değildir. Burada problemin kaynağı çevre değil, bozulan savunma sistemidir. Astım krizi geçiren kişinin solunum güçlüğü ve bitkin düşüren kuru öksürüğü yararlı olmaktan ziyade zararlıdır. Korku bağlamında da aynı şey söz konusudur. Korku, alarm işareti gibi bir şeydir ve işlevi bütün alarm işaretleri gibi bizi bir tehlike konusunda uyarmak ve bu tehlikeye karşı en etkili biçimde mücadele etmemizi sağlamaktır. Psikolog ve terapistlere göre mesele, bu alarm işaretinin olabildiğince iyi ayarlanıp ayarlanmadığıdır.

Normal Korku Nedir?

Normal bir korku, harekete geçirme ve dengeleme açısından ölçülü bir etki sağlayan alarmdır. Korku, alarmı harekete geçirme bağlamında ancak gerçek bir tehlike karşısında yerinde ve doğru bir tetiklemedir. Bu bağlamda bir tehlike olasılığı ya da anası söz konusu olamaz. Bu alarm bağlamı dikkate alır. Bir ormanda 3 metre uzağımızda bir kaplan varsa korkarsınız, bu kaplan kafeste ise korku sınırlıdır.

Psikolog ve terapistlere göre korkunun şiddeti özellikle de tehlike ile orantılıdır ve uyarlanmış bir biçimde etkili olmayı sağlar. Sokmaya hazırlanan bir yılan karşısında yavaşça gerilemek ve koşarak kaçmamak bu duruma örnektir. Hiç kuşkusuz yanılgılar ve varsayımlar yanlış alarm olabilir bu durumda boşuna korkulmuş olunur; çünkü doğaya göre gereksiz korku çok geç gelen bir korkuya tercih edilmelidir. Ayrıca bu yanlış alarmlar rastlantısaldır ve denetlenebilir.

Korkular ve Fobiler Atalarımızdan Miras mı?

Uzak atalar korkularını türümüze miras bırakmıştır. Bütün miraslar gibi korkular da hayatta kalmamız için bir şans ve aynı zamanda yaşam kalitemiz için bir ağırlıktır. Psikolog ve terapistlere göre hayata geldiğimiz ilk günden başlayarak korkuyla aramızda çok sıkı bir bağ oluşmuştur. Ama korkularımıza aşırı hale getiren travma, eğitim, kültür gibi etkenler daha sonra gelir. Korkunun kendi hikayesi vardır ve kimi zaman bu hikayeyi bildiğimizi sanırız. Kimi zamansa hikaye gizemini korur bu hikayenin sonunda kimileri korkuya karşı daha kırılgan hale gelir. Örneğin, kadınlar erkeklerin iki katı kadar kırılgandırlar. Kadınların bu korkuları denetleyebilmeleri için de iki kat yetenekli olmaları gerekir.

Neden Bu Kadar Korkarız?

“Korkularınızın nedenlerini açıklayamazsınız bu korkular size sıkıntı vermeye devam edecektir” İnancıyla hareket edilmiştir. Psikolog ve terapistlerin amacı; uzun süre özellikle derine inmek, daha derin kazma, gizli, gömülü, bilinç dışına itilmiş nedenleri bulmaktır. Bu çabalardan kimi zaman sonuç alınıyordu; ama çoğu zaman da yeterli olmuyorlardı. İnsanın niçin fobik olduğunu bilmesi her zaman çok ilginçtir ve kimi zamanda değişmesi için yararlıdır. Ama kimi zaman, özellikle de tek girişim buysa durum farklıdır.

Nedenlerin ısrarla aranması, uzak köklerinden kopmuş, izleri eski nevrozun hareketlerine dönüşmüş belirtileri denetim altına almak amacıyla gündelik çabanın yerine geçmemelidir. Gerçekten de korkular ve fobilerle ilgili olarak iki önemli soru vardır; ilk soru: bunlardan sıkıntı çekmeyenlerin ya da çok az sıkıntı çekenlerin sık sık sordukları sorudur: ”bu aşırı korkular nereden geliyor, çocukluktan mı, bilinç dışından mı?” İkinci soru bunlardan sıkıntı çekenlerin her zaman sordukları sorudur “bundan nasıl kurtulabilirim?”

Benim özerkliğimi, özgürlüğümü yok eden, kimi zaman gururumu yitirmeme neden olan bu sürekli korkular olmadan nasıl yaşanır? Doku sertleşmesinden yakınan biri tedavi edilir. Kişinin neden bu hastalığa nasıl tutulduğunu araştırmakla vakit kaybedilmez. Nedenlerin araştırılması araştırmacıların, salgın hastalık uzmanlarının işidir. Bu tabii ki çok önemli bir çalışmadır ama tedavinin yerini almaması gerekir. Oysa psikolojide danışanlar uzun süre “arazların nereden geldiğini anlamak bunları yok etmek için yeterlidir” savına inandırıldı.

Korku Nasıl Yenilir?

Ormanda yürüyorsam ve yerde, hemen ayağımın dibinde yılana benzeyen bir şey fark edersem, hemen yana doğru sıçrarım. Gördüğüm zararsız bir dal parçası olabilir, ancak yerdeki dal değil de yılan olsaydı ve ben yanına doğru sıçramasaydım beni sokabilirdi. Korkum, bir yanlış alarm da olsa, beni korumuştur. Bununla birlikte bu alarm orantısız değildir; çünkü çılgınca koşarak kaçmamışımdır. Fazla gelişmiş olmayan hayvan türlerine ve çok uzak atalarıma göre bu durum bir gelişmedir.

Bugün, heyecanla ilgili tepkilerimizin merkezinin beynimizin en eski bölümlerinden birini de olduğunu biliyoruz. Bu bölüm duygusal zekâ olarak adlandırılır. Dolayısıyla belli bir direnç, algının kesinliğinden çok tepkinin hızını öne çıkaran ilk korku hareketidir. Gene bu nedenle, bütün heyecanlar gibi korku en azından tetiklenmesi sırasında irademizin dışında çıkar. Korkuya karşı ortaya çıkacak tepkilerimizi engellememiz mümkün değildir; ama bu tepkilerin şiddetini ayarlayabiliriz.

Evrimle birlikte daha karmaşık bir beyine sahip olduk. Heyecanlarımızı onun sayesinde çözümler ve düzenleriz. Psikolog ve terapistlere göre insanın öteki türlere göre, göreli başarısının açıklaması budur. Davranışımız sadece uyarı-cevap türünden basit determinizm ile itaat etmez. Bir şey bizi korkuttuğunda kaçarız ya da otomatik olarak hareketsiz kalırız. Kurumsal olarak tepkilerinizi ayarlayabilirsiniz. Sözgelimi, ilk korku refleksini gösterir ve hızla savunmaya geçeriz. Sonra, aklımızı başımıza toplar, tehlikeli olmadığını görür, olup bitenin ve bizi korkutan şeyin ne olduğunu anlamaya çalışırız.

Psikolog ve terapistlere göre doğa, beynimize zamanla katmanlar eklemiş ve eski duygusal zekayı yerinde bırakmıştır. Göreceğimiz gibi bu, yaşam biçimlerimizde geriye dönüşlerin olabileceği durumu ile ilgilidir.

Dolayısıyla korkuyu düzenleyen kapasiteler beynimizin en yeni bölgelerinde bulunurlar. Korku tepkisi aslında bu iki beyin arasındaki değiş tokuşun sonucudur. Korkmak hayatta kalmak için iyidir. İşte bütün mesele budur. Korkularınızın ayarlanması, iyileştirilmesi gereken beyin karmaşıklığımızın artması, bir işlevsizlik riskini de beraberinde getirir. Hayal gücün bana hayaletlerden korkmayı öğretebilir, önceden kestirebilme yeteneğim, korkuyu vaktinde ve yararlı olabilecek şekilde hissettirebilir ya da hiçbir zaman gerçekleşmeyecek şeylerden korkmamı sağlayabilir. Korkuya anlatmanın sayısız biçimi olmasının nedeni budur.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *